27 Ağustos 2010 Cuma

Geçmişe takılı kalmak.


Son birkaç gündür nedense hep geçmişe takılıyorum. Geçmişte yaşadıklarım, paylaştıklarım, unuttuklarımı hatırlamaya çalışıyorum. Bunun psikolojide bir adı var mı veya insan durduk yere neden geçmişini hatırlamak ister ki?

Yerleri, kişileri, mekanları, geceleri, gündüzleri..


Hani bazen birileri sorar ya elinde bir güç olsa ne yapmak (değiştirmek,dilemek) istersin diye. Ben geçmişimi izlemek isterdim. Başından bugüne kadarını.

Bölüm, bölüm.. Bebeklik.. çocukluk.. ergenlik.. olgunluk..


Hissettiğim tüm duyguları… Saflık.. deli kanlık.. ağırbaşlılık.. mutluluk.. hüzün.. sevgi..


  









İzlemek isterdim…


Bunu izlerken de tekrar kayıt altına alınmak isterdim daha sonra tekrar izleyebilmek için…


Tekrar.. tekrar..


S.S.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

19. Ay



Bugün 19. Ay`ına girdi oğlum. Sen ne zaman bu kadar büyüdün ki? Önümüzde en önemli gelişimi göstereceği 19-24 dönemi var.





19. Ayımızda neler mi yapabiliyoruz;

  • Artık tamamen yürüyor hatta düşmeden koşabiliyor.
  • Plastik topu eliyle atıyor, tekme vurabiliyor.
  • Yemeğini döke saça da olsa kendisi yiyebiliyor.
  • Suyu bardaktan kendisi içebiliyor. (Eskiden yarım dolu su bardağını verdiğimde birden havaya kaldırıyor ve üstü başı su oluyordu)
  • Çekmeceleri gayet güzel açıp keyifli keyifli karıştırabiliyor.
  • Buzdolabını artık(!) açabiliyor.
  • Merdiveni kendi çıkabiliyor.
  • Legolarını ve çubuklu boncuklarını üst üste dizebiliyor.
  • Elektrik süpürgesini ortada görürse çalışmasa da evi süpürüyor.
  • Koltuğa tırmanıp üzerinde halıya atlayabiliyor.
  • Bisikletini pedallara ayakları yetişmese de Fred Çakmaktaş misali sürebiliyor.
  • Tekerlekli orta sehpayı tüm gücüyle ittirip çekebiliyor.
  • Kapı veya telefon çaldığında ona doğru koşuyor.
  • Kapıyı kapatabiliyor.
  • Kendisinden istenen herhangi bir objeyi anlayıp verebiliyor.
  • Sözlük listesine 8 kelime daha ekledi.
  • El ve ayak tırnaklarını oyalamaya gerek duymadan kestiriyor.
  • Beğenmediği gıdaları ağzından çıkarıp atıyor.
  • Emziksiz uyumuyor.!
  • Geri geri ve yan yan yürüyebiliyor.

Artık Yapmıyoruz;

  • Mama sandalyesinde oturmayı reddediyor.
  • En kötüsü süt içmiyor.
  • Çiş eğitimini istemiyor veya idrak etmiyor veya beni iplemiyor.
  • Önceden balkon aşağı oyuncaklarını atıyordu ki nasıl vazgeçireceğim diye düşünürken artık atmıyor.
  • Çok nadir biberon kullanıyor.
  • En güzeliydi ki oynarken artık popo sallamıyor.

22 Ağustos 2010 Pazar

Zor oldu ama değdi!

22.08.2010 / Bugün takvimimize önemli bir çeltik daha attık. Bugün oğlum ilk saç traşını oldu. Traşa gitmeden önce babamızın berberinden randevumuzu aldık, traş konusunda deneyimsiz bir anne olarak gitmeden önce interneti tırtıkladım, Yağız Enes`in nasıl bir tepki vereceğini bilmediğimden işe yarar bir bilgi bulabilirmiyim diye. Birkaç sitede birkaç bilgiye rastladım. 


  • Kuaföre gitmeden önce çocuğunuz sevdiği oyuncalardan birkaçını yanınıza alın diyordu. Aynen temkinli olma açısından bende düşünmüştüm ve birkaç maket hayvanını ve birkaçta minik arabasını aldım. ( Her ne kadar arabanın bagajında beklesede yanımdaydı :) )
  • Çocuğunuz sevdiği kardeş veya arkadaşı varsa onuda götürün diyordu. Götürebileceğim bir tek Gül vardı ama onuda çağıramadık ki zaten berberde bizden başka okul çağında birkaç çocuk vardı. Aslında Yağız Enes onlara dikkat etse ayyyyy ebiiiiiiii derdi ve kaynaşmaya çalışırdı ama farkedemedi.
  • Önce çocuğunuzu koltuğa oturtun eğer istemezse kaldırın hatta gerekirse siz oturun ve saçları sizin kucağınızda kesilsin diyordu.
  • En önemlisi ise muhakkak yanınıza yedek 1 veya 2 kıyafet alın. Gerçi her anne dışarı çıkarken çantasında eksik etmez ama genede ufak bir hatırlatma.

Bizde tam öyle yaptık. Önce koltuğa oturttuk fakat ne olduğunu/olacağını idrak edemediği için hemen kucağıma atladı, baktık oturmayacak ben oturdum artık koltuğa. Berber abisinin bana önlük bağlamasına bile izin vermedi, kavga dövüş ben bağladım ama çok ağladı. otursamda, kalksamda susturamadım.



Denemediğimiz yöntem kalmadı bir yandan ağlıyor diğer yandan berber abisinin ellerine müdahale ediyordu. Önce makina kullanmak istedi. Tabiri caizse 3 numara derler ya o kısalıkta istiyorduk fakat saçları cansız ve ağlamaktan ter olunca malesef makina işe yaramadı. Zaten makinanın sesi ve titreşimi yüzünden daha bir panik oluyordu. Oyalamak adına Sprey, Şampuan, Traş losyonu, Saç fırçası, Mini jöle, TV kumandası, tüğ temizleme fırçası, çakmak (eline vermemek kaydıyla) biberon, biberon kapağı ve daha aklınıza gelebilecek bilumum berber ve çocuk malzemeleri elimizden geçti. Bir ara öle kaptırmışımki lavabo bataryasını bile çekip eline vermeye çalışken buldum kendimi ve annemin tuhaf başıkları ile karşılaşınca kendime geldim.  :)

20 dakika hiç aralıksız ağladı.

Ben bu kadar zor olacağını tahmin etmiyordum. Ama değdi :)

Unutmadan herkes gibi bende oğlumun ilk saçından bir tutam aldım ne yapacaksam adet yerini bulsun misali saklanacak sanırım.


Sonunda 15:32`de oğlum yeni imajına kavuşmuş bizde biraz nefes almış olduk. 18. ay`ında ilk traşını olduğuna göre bu cıngara karşılık sanırım bir 18 ay sonra`da 2. traşını yaptırırız.

Bu arada internette tırtıklama yaparken bebeklere özel kuaförler olduğunu gördüm. Bebek kuaförleri. Hemen Antalya`da olanı varmı diye iletişim bilgilerine baktım ama malesef hüsran.

Neyseki Antalya`da farklı bir iş sektörü olarak Bebek Oto Koltuğu kiralama gibi bu da notlarımız arasında yerini aldı.


21 Ağustos 2010 Cumartesi

Sürprizler...

Hergün oğluma sürpriz yapmak öle heyecanlı oluyor ki günlük stresimi onun yüzündeki şaşkınlık ve gülümsemeyle atıyorum diyebilirim.


Dün, sürekli gittiğim alışveriş merkezlerinde ve internette göz ucuzla araştırdığım ahşap şekilli puzzlelerin Bim`de satıldığını görünce iş çıkışı damladım. Malum şimdilik çişi öğrenemeyen oğluma bez yanında birde bu puzzle`dan aldım.


Üzerindeki farklı şeklilerin sadece birkaçını tanıyacak olsa da en azından öğrenir bahanesiyle aldım. (hele hele 1 tanesi ben bile bilmiyorum). Neyse büyük heyecanla açtık inceledik, yerleştirdik ama sıkılmamız çok uzun sürmedi ve bütün parçaları koltuk, halı ve bilumum girebilecek her yere soktu.
 
                            

Sadece bir tane otobüs vardı onu puzzle`de yerine yerleştirmek yerine her zamanki gibi kağıt, ahşap, karton, oyuncak arabalar hatta hatta lunaparktaki araçlara aynı muameleyi yaptığı gibi sürmeyi tercih etti :) her ne kadar açıklama yapsam da pek oralı olmadan şoförlüğüne devam etti.

Bugün gene sürprizle geldim oğluma daha doğrusu eve benden önce gelen sürprizler, kutuda çubuklu boncuk sıralama ve kartları. Okul öncesi yaş grubundaki çocukların el - göz koordinasyonu, ince motor ve renk ayırma becerilerinin gelişmesine katkı sağlayan bir ürünmüş.

Bizde Nurturia`daki bir arkadaşımla bunca arama ve araştırmalarımız sonunda bir firmada karar kıldık ve hemen sipariş verdik. Dün verdiğim sipariş bugün elimdeydi. (Bir önceki yazımı bu seferlik mazur görün sondu çünkü) Her zamanki gibi eve gelir gelmez kapıda ayyyyyy`larla karşılandım tabi. Sürprizlerinden bir haber benim gelişime sevinen oğlumla önce hasret giderdik. Ardından boncuklarını gösterdim. Açılana kadar ayyyylarla eşlik etti bana. Kutudan sonra büyük boncukları inceledi benimde yol göstermemle tek tek boncukları çubuklara dizmeye başladı. Çubuklara boncuğu her yerleştirdiğinde upiiiiiii diyordu. Hele hele birinde çubuğun yuvası biraz gevşek olacak ki boncuğu bir türlü yerleştiremedi, büyük çabalar sonunda geçirince de ohhhhbbbbbeeeeee demezmi. İnanamadım! Sanırım geç mi kaldı bilmiyorum ama bilinçli tepkiler göstermeye başladı.

   

Kartlar için biraz erken tam idrak edemedi amacını o yüzden şimdilik sadece bilinçsizce dizmeyi yeğliyoruz.


Önümüzde nede olsa uzun eğitim süreci olduğunda fazla acele etmeye gerek yok


Ardından ondan tam hevesini almadan aldığım keçeli kalemlerini gene ayyyyyyy eşliğinden gösterdim. Arkadaşlarla birbirimize danışarak ve tchiboya güvenerek getirtmiştim çünkü henüz 18 aylık ve önümüzde uzunca bir okul öncesi eğitim dönemimiz var. İlk boyama malzemelerini tchibodan tercih etmemin nedeni ise yıkamaya/silinebilirliğine güvenmemdi. Şuanda ne kıyafetine ne de duvarı/mobilyayı boyamadı sadece kalemin ucunu eliyle kontrol etme gereği duyduğu için parmakları boyandı ama o da el yıkanınca geçti.


Fakat şimdilik boyamanın biraz erken olduğunu düşündüğüm için çok fazla kullandırmadan kaldırdım boyaları. En azından keçeli kalem için erkendi.


Bu arada bugün BlogcuAnne`den çok güzel bir haber aldım. Sanırım rüyam biraz indirimlide olsa gerçekleşiyor çünkü Harvey Karp – Mahallenin En Tatlı Yumurcağı tekrar satışa çıkmış. Her ne kadar D&R dünyadan bir haber olsa da İdefixe sitesinde kitap satışta. Ama kargoculara para kazandırmak istemediğimden ben ısrarla Antalya`daki herhangi bir D&R`a gelmesini bekleyeceğim. Benim zamanım yok derseniz İdefix`e sipariş geçebilirsiniz.

   Dr. Havey Karp




S.S.

19 Ağustos 2010 Perşembe

Kar(lı)go

Yapmayacağım, yapmayacağım diyorum ama gene de kendimi tutamıyorum. Nereye kadar sürecek bu? Sanıyorum bu bir hastalık.. Evet evet alışverişten bahsediyorum, İnternet alışverişinden.



Eminim hepiniz bu durumdan muzdaripsinizdir, yazıyı okurken ah evet haklısın dediğinizi duyar gibiyim, ismi lazım olmayan bazı siteler sağolsun iliğimizi kurutmaya kararlılar. Nasıl mı ? zaten çoğumuz büyük şehirlerde yaşamıyor muyuz? eminim ki çoğunuz alışveriş merkezlerine, süpermarketlere, hipermarketlere uzak değil! Ama çoğumuzun iş hayatı oralarda geçirilen zamanlara izin vermiyor.


Eskiden şöyle bir vitrine bakmakla, üzerine denemekle, ürünü incelemekle zaman geçirirken şimdi ekranda duruşuna veya diğer sitelerdeki fiyatlarını araştırmayla zaman geçiriyoruz.



Özellikle şu hayatımıza girip bin bir güzellik saçan ve her evde olması gereken bıdıklarımız var ya, asıl bizi masrafa sokan bir o kadarda hak eden miniklerimiz. Boyasından, giyimine, oyuncağından, eğitimine her şeyi bulabileceğimizi bildiğimizden beklide hemen soluğu ekranın karşısında alıyoruz.



Bu aralar kafamı acayip taktım. Bugün bebek sitesinin birince oyuncak 19.90 TL`den 14.90`a düşmüş ve alışveriş için teşvik ediyor. Baktım cazip geldi ama şöyle bir düşündükten sonra site indirim yapmış olsa da zaten normal fiyatı çıkıyor cebimde. Belki de daha fazlası!! Burada kâr eden kim sizce ? Tabi ki kargo firmaları.



Hani derler ya ……. çıktı mertlik bozuldu! Bende kargo firmalarını o boşluklara koyuyorum. Ve bundan sonra elimin altında bulamayacağım şeyleri almaya karar verdim. Veya hiçbir şey almamaya(!) Eminim bunu eşim duysa benimle çok gurur duyardı :)



Bu arada alışverişi tercih eden arkadaşlar ise İnternette Ve E-Alışverişte Tüketicinin Korunması makalesini okumasını tavsiye ederim.
 
İyi Alışverişler :)
 
S.S.

17 Ağustos 2010 Salı

İlk Davetimiz

Ramazan ay`ının ilk davetini dün oğlum ve ben katılımlarımızla gerçekleştirdik. Babaannemize gittik, babamız olmayınca biraz buruk geçiyor hele hele böyle aileler bir araya gelince eksikliği daha bir içimi cız ettiriyor. Gerçi oğlum pek bu durumun farkında değil kuzeni ile ortalıkta fır dönmekten.


Önümüz bayram ve bayram hazırlıkları yapma zamanı yaklaşırken nerden başlayıp nasıl bitireceğimi kara kara düşünüyorum. Evimizin temizliği, bayram alışverişi ki oğluma geçen seneki gibi güzel bir bayramlık almak istiyorum. Bu sene geçen seneye nazaran daha bir oturaklı olur sanırım üzerine.



Bu arada babamızın gelmesine resmiyette 71 gün var ama dizindeki yırtık nedeniyle ameliyat olursa 2 hafta falan kaldı. Umarız bu bayramımızı birlikte geçiririz.


Bu arada son birkaç haftadır iştahsızlığımıza güle güle derken artık bulduğumuz yiyeceğe saldırır duruma gelmiştik tabi ben bu durumdan hiçte rahatsız değilim. Önce kendi yemeğini bitiriyor ardından benim tabağıma saldırıyor. (MAŞALLAH!) Kayınvalidem; ‘’Her yerde söyleme bunu nazar edeceksin.’’ dese de ben o iştahı görünce dillenmemem elde değil.

Ramazan daveti sonunda vedalaşıp oğlumu Antalya`nın meşhur Cumhuriyet Meydanıyla tanıştırmaya götürdüm. Oynayan su havuzunu gördükçe pusetinden inmek istedi durdu. Rengarenk olan ortam ise zaten iri olan gözlerini daha bir irileşmesine neden oldu. Aksilik o ki fotoğraf makinem yanımda olmaması Yağız Enes`in mimiklerini kayıt altına almamı engelledi.


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Anneannemizin evi Antalya`nın merkezinde olsa da akşam pek dışarı çıkamadığım için oğlum gece gezmesi nedir bilmiyor. Babası gelince gezecek, görecek öle çok yerler olacak ki sanırım eve girmek istemeyecek.



Dikkatimi çeken bir başka konu ise sürekli arabamızla gezdiğimizden Yağız Enes`in pusetini çok nadir kullanıyorduk. Dün arabamızı almadık ve oğlumu pusetine oturtup geze geze babaannemize gittik. Yolda hiç pusetinden kalkmak istemedi. Gayet memnun bir şekilde etrafını izleyerek ve gözlemleyerek gittik geldik. Sanırım şu bir dönemin oturmak istememe krizini biz atlatmışız :)

S.S.

10 Ağustos 2010 Salı

İlk Kitabım(ız)

Türünün tek örneği oğlum ona aldığım ilk kitaba verdiği tepkiler çok komikti, videoya çekip bloğuma koymak istiyordum ama sanırım teknik aksaklıklar yüzünden izlenemeyeceğimiz için fotoğraf çektim.

Kitap seçiminde öyle tereddütte kaldım ki ilk kitabı resimli sözlük mü olsa yoksa kısa bir hikayemi, dokun hisset kitabımı yoksa sesli kitap mı karar veremedi. Aramalarım sonunda ismi ve konusu tam Yağız Enes`lik (Malum tüm erkek ve erkek çocukları için geçerli) bir kitap buldum.

‘’ Futbolcu Fil ’’
   
 
Malum erkeklerin hayatlarının parçası olan ama bizim babamızın işi gereği son 1 sene hariç hayatımız olan futbolu oğlum için en uygun kitap olarak düşündüm. İleriki günlerde babamız askerden gelince kafa kafaya verip evi stat`a çevirdiklerinde belki bu karardan biraz pişman olabilirim ama şimdilik onun için en dikkat çekici olan toptu.

Kitabı eline alınca gerçektende top`u işaret edip ‘’gooooool’’ demesi verdiğim kararın bir nebzede olsa doğru olduğunu fark ettirdi.














Kitabı elimize aldık, inceledik, sayfalarını çevirdik. Okumak istediğimde nereyi okuduğumu görmesi için parmağımla satırların altını çizsem de o bunu hiç kaale almayıp direk parmağıma yapışıp top`un üstüne götürerek ‘’gooool’’ dedi. Ben her ne kadar oğluma kitabı okumak istesem de o dinlemeden sayfaları çevirdi.

Baktım başa çıkamıyorum ve gerçekten kitap eline geçince ne yapacağını merak ettiğimden kitabı eline verdim. İnanır mısınız(?) bilmem ama bıraksam saatlerce kitabın sayfalarını bıkmadan çevirirdi. Başa dönüp dönüp dakikarca çevirdi. Ama resimlerine bakmıyor sadece kalın sayfalara odaklanmış sürekli çeviriyor.


Bu arada oğluma sadece kitap almadım maketleri sevdiğinde birde hayvan seti ve Playskool Renkli Variller aldım. Sürekli yolda, sokakta, televizyonda kedi, köpek gördüğünde bana da göstererek ‘’ hav hav veya miya miya ‘’ dediğinden onu da alma gereği hissettim.

 


Hergün işten eve giderken ne kadar doğru bilmiyorum ama elim boş gitmiyorum. Malum çalışan anne suçluluk duygusunu bir şekilde üzerinden atmak için farklı yollar uygular bende bu şekilde atmaya çalışıyorum.

Renkli varillerle ise bugün tanışacak, onu daha vermedim.

Bu arada uzun süredir araştırdığım 2 kitap vardı. Biri Harvey Karp ‘’ Mahallenin En Mutlu Yumurcağı ‘’ diğeri ise Robert J. Mackenzie ‘’ Çocuğunuza Sınır Koymak’’.





Önceliği Harvey Karp`a versem de 1. ve 2. baskı olan kitabını hiçbir yerde bulamadım ve dün Çocuğunuza Sınır Koymak`ı aldım. Okumaya başladım fakat Yağız Enes`in akşam evde izin verdiği sürece. Baktım olmuyor artık servisle gidip gelirken okuyabileceğim. Akıcı ve anlaşılır bir dille anlatmış yazar, fakat daha ilk sayfalarda olduğum için kitap hakkında pek yorum yapmak istemiyorum. Bitirdiğimde ayrıca Bloğumda bir sayfa ayıracağım kitaba.

 
 
 
Harvey Karp`ın da peşini bırakmış değilim, bulduğum yerde alacağım. Aslında arkadaşlar arasında bir kitap furyası başlatsak süper olur. Kitap değiş tokuşu..

S.S.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Kanı az Yağaaz!

Dün 18. ay kontrolleri için doktorumuz İbrahim bey`e gittik.


Muayenemiz çok tedirgin başladı. Ben muayenehanesindeki oyuncaklarla bütünleşip şaklabanlık yaparken doktor amcamız duvardaki sesli oyuncaklarla ses çıkarıp dikkatine çekmek istedi, hemşire ablamız balonla sakinleştirmek istese de bizimki hiç oralı olmadı. Doktor stetoskopla her sırtına dokunduğunda o korkudan bana daha bir sarıldı ve ağladı. Zar zor işlem kulak ve boğaza kontrolüne geldi aynı korku devam etti.

Kilo ölçümünde tartımızın üstüde gayet rahat otursa da boy ölçümü için tekrar yatırıldığında ağlamalarda peşinden geldi. Sonuç;

Gelişim Tablosunda Boy                    Bizim kontrolde çıkan

18.ay 75-89 cm arası                                   86 cm

Gelişim Tablosunda Kilo                    Bizim kontrolde çıkan

18.ay 8.7-14.3 kg arası                                11.1 kg

Not: Bu arada sağlık ocağındaki ebe(!)miz`in ölçümüyle doktorumuzun ölçümü arasında dağlar kadar fark vardı. Sanki 2 haftada çocuk 90 derecede yıkanmış gibi çekmişti. (  :(  )

Tabi doktorumuza göre kilomuz 3 ay önceki kilomuzla karşılaştırılınca biraz düşük çıktı.

Kan tahlili istediği için laboratuara indik. Kontrolümüz sırasındaki feryatlar bitmiş hiçbir şeyden habersiz olan oğlum olduğu yerde durmuyor, önüne geçene gözlerini yumup dişlerini göstererek çirkin oluyor, sevmeyen yüzü asık olan biri bile onu görünce yüzünde hafif bir gülümsemeyle oğluma yaklaşıp yanağından makas alıyordu. Bizim oğlanda sanki karşıdakinden bunu bekliyormuş gibi kazandığı galibiyetle şımarık şımarık etrafa koşuşturuyordu.


Kan alma sıramız geldiğinde içeri girerken gülümseyen bakışlar ardını koltukta kan alınan teyzeye görünce birden ciddiyete dönüştü, hele kan alımı için kullanılan yatağa biz uzanınca çığlık kıyamet koptu. Tabi bir yandan onun kollarını tutarken bir yandan da benim gözümden damla damla yaşlar akıyor, içim cız ediyordu.

Annelik bu olsa gerek.

İşimiz bitip odadan çıkarken ağlaması dursa da mızıklaması hala devam ediyordu.

1 saat sonra verilen sonuç kağıdımızda kan değerlerimiz oldukça düşük fakat bunun demir eksikliğinden kaynaklanmadığıydı. Doktorumuz birde Akdeniz Anemisi test`i istedi fakat oğlumun canını bir daha acıtmak istediğimden ve sonuçlarımız doktorumuz tatile gittikten sonra çıkacağından yaptırmadık.

İştahımız için vitamin (Vimin-fer) yazdı doktorumuz. Bir sonraki (3 ay sonra) kontrolümüze kadar bunu kullanmamız gerekmekte.

Şimdilik tek yapacağımız gereken iştahının vitaminle geri gelmesi sağlamak ve bol kan yapıcı besinler yedirmek. Tabi benim oğlum abur cubur harici bir şeyler yerse!

Hastanede kontrolümüz bittikten sonra bunca acı ve ağlamaya oğluşu ödüllendirmek gerekli tabi. Uzun bir süredir görüşemediğim bir arkadaşıma gittim. Onunda Yağız Enes`ten 3 ay büyük bir oğlu var. Malum yaşları birbirine yakın 2 (özellikle) erkek çocuk bir araya gelince siz düşünün evdeki hareketliliği, Yağız Enes arabayla oynarken Yiğit ablasının tokalarını döküp döküp sepete tekrar koyuyor, Yağız Enes onu görünce tokalara saldırıyor, Yiğit tokaları paylaşmazken Yağız Enes`i oyuncak at, köpek, inek ve binimum oyuncaklarla kandırmaya çalışıyoruz. Bu arada biz anneler onları birbirleriyle kaynaştırmak ve oyuncakları birbirleriyle paylaşmaya sağlamaktan konuşamıyoruz.

En çok merak ettiğim Yağız Enes oldum olası yapıcı bir çocuk, gerçi çok fazla yaşdaşlarıyla bir araya gelemedi benim çalıştığım ve babamızın askerde olmasından dolayı ama akranlarıyla bir araya geldiğinde de çok sakin ve paylaşımcı olmuştur. Anneannemizde kaldığımızdan dolayı misafir kabul edemedik, acaba babamız askerden döndüğünde ve kendi evimize geçtiğimizde gelen arkadaşlarıyla kendi eşyalarını paylaşacak mı? Bunu en kısa zamanda test etmem gerekli.

Gün sonunda tabi sıcağın ve gezintilerimizin etkisiyle sadece yarım saatlik uykuyla duruyordu. Birde akşam üstü alışveriş için dolaşmaya çıktığımızda dondurmayla ödüllendirilince demeyin Yağız Enes`in keyfine.

Vitamin içirmedeki ilk deneyimimizi merak ediyorsanız,

Değişik ambalajı yüzünden bir tür abur cubur sandı ve ağzını büyük bir iştahla açtı, beklediği tadı bulamayınca birden suratı ekşidi ama Allahtan çıkarmadı yuttu. Bundan sonraki kandırmalarımız nasıl olur bilmem.










S.S.

Sürpriz bebek Arda!

Anne karnındaki gelişim serüveninin tamamlanmasına 25 gün kala sürpriz yaparak dünyaya merhaba dedi.
Eylül, Janberk Batu, Yağız Enes, Zeynep Ekin, Taha ve şimdide geniş ailemize 02.08.2010 sabah saatlerinde bir bebek daha eklendi. Nilgün & Ayhan çiftinin meleği Arda bebek.



Hoşgeldin Arda bebek. Allah seni Annen, baban ve tüm sevdiklerine bağışlasın, sağlıklı sıhhatli bir yaşam geçir minik erkek..
S.S.

1 Ağustos 2010 Pazar

Hareketli bir gün.

Son birkaç gündür hareketli günler geçirdik, malum cenazemiz vardı.. Pazar günkü iznimi cumartesiye almak zorunda kaldım. Cenaze evine gidemesemde annem orda bulunmak zorundaydı. Bende Yağız Enes`le birgün geçirdim. Hiçbir şeyle ilgilenmeden sadece o na adapte oldum.
Kanin (Köpek) dişlerimiz zorladığı için geceleri mızmızlanmalar başladı. Hele dün gece saat 3 veya 4, kalktı oturdu yatağın içinde, Oğlumm! yat desemde mızmızlandı durdu. 15-20 dakika sonra anca sakinleşip uykuya geçmişti.
Perşembe günü oğluma iş dönüşü oyuncak pota aldım. Herzamanki gibi beni heyacanlı sesiyle karşıladı...
- ayyyyyyyyyyyy
tabi bu benim geldiğime sevinmek değil, çantama zıplayarak bana ne getirdin demekti..
Potayı arabada bıraktım ki babannesinden eve gelene kadar potanın pota denecek hali kalsını.. İki kuzen aşağıda oynuyorlarken yakaladım..
Evimize geldiğimizde önce poşeti fark etmedi hala çantamla uğraşıyordu, daha sonradan ben çıkarınca gene aynı heyecanı yaşadık
- ayyyyyyyyyyyy
Potayı salonumuzun en uygun olan duvarına monte ettikten sonra önce sadece baktı.. Ne olduğunu çözememişti :) daha sonra benim birkaç basket atma çabamı anlamış olacakki oğlum uzaktan atmak yerine yanına gidip içine atmaya başladı bütün topları :)





Tahmin ettiğim gibi yaklaşık 15 dakika sonra potadan tüm hevesi gitmişti.






Balkon sefası yaptık. 




Arabalarıımızla oynadık.







Cumartesi günü kendi evimizden gidip havuzunu anneanneye getirdik. Tabiki oğlum ben şişirmeye başladığımda önce birşeye benzetemedi. Ben üfledikçe o da havaya üfff üfff diye üflmeye ve havuz şişmeye başladıkça mıncıklamaya, sıkmaya başladı :)





Şişip içine suyu koyunca ise üzerindeki elbiseleri çıkarmak için sabırsızlanıyordu..
Tabi oyuncaklarıda içinde mutlu mesut ben hadi! diyene kadar oynadı. 
Rüzgar estiği için vücut sıcaklığında su koymama rağmen tedirgin oldum.
Önce çıkmamak için ağladı, ardından zorlada olsa çıkardım.
Suyu balkona dökünce
- Anniiiiiiiiiiiiiiiii.. - Anniiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii diye ağladık.
Hemen ilgisini başka şeylere çeksemde aklı fikri havuzdaydı.
Şuan havuz nerdemi :)
İçine minder koyduk ve Yağız Enes`e yatak olmuş durumda. Pek te memnun olarak TV karşısında yatıyor.
Belki inanmazsınız ama Hababam Sınıfı`nı izliyor. Ne anlıyor acaba çok merak ediyorum.
Gözlerde gitmek üzerebu arada..

İşte çalışan bir anne olarak Off günümde Yağız Enes`lir bir gün daha bitti.
S.S.