22 Ekim 2010 Cuma

Emzikle Vedalaşma..



20 ay… koskoca 20 ay sonunda bu kadar kolay olacağını tahmin bile edemezdim!

İlk denemem 16.ayda emziğin ucuna 1 iğne yardımıyla açtığım delikle olmuştu. İnternetten araştırmam sonucunda çok farklı bir yöntemle karşılaşınca denemeye karar verdim.
Önce delerek sonradan da keserek emmeyi zevksiz hale getirmek.
1. gün 1 delik, 2. gün 2. delik delindi ama kesmelere başlamadan vazgeçildi. Neden bilmiyorum ama belki de verdiği rahatlıktan dolayı erteledim.

Babamız askerden geleli 1 ay oldu olmadı bir gün öğle uykusuna yatmadan emme demeye başladı. Yatakta babası ile aramıza alarak emme yok dedik. Eşim kararlı bir şekilde artık vermeyeceğiz dedi. Bana ise sadece onaylamak düştü.

Saat 14:00`de yatağa girdik. Emme dedikçe ben babasına yönlendiriyordum
 – emmik babanda diye.
Yaklaşık 20-30 kez bana dönüp dönüp istedi bende istifimi bozmadan babaya yönlendirdim. Fakat babamızdan biraz çekiniyoruz sanırım çünkü ben babaya yönlendirdikçe baba baba diye seslenip emziği bile soramadan susuyordu.  

1 saat istek sonunda uykuya yenik düştü. Eşim kazandığı zaferi şimdiye kadar neden bıraktırmadığımı bana çemkirerek  kutladı. Durum; Biz 1 – Yağız Enes 0

Saat 18:30 – 19:00 gibi uyandı.
İlk kelimesi anne ardından emmik oldu.  Neyse ki dikkatini dağıtarak akşamı geçirdik. Gece uykuya dalması biraz sorunlu olsa da uykuya dalabildiğinden durum 2-0`dı.  Ta ki gece saatler 02:00`ı gösterene kadar. Su içmek için uyandığında susuzluğunu giderip tekrar emziğini sordu, yok dendiğinde ise yaklaşık 15-20 dakika ağladı. Tabi uykulu gözlerle insan biran şeytana uyup ağzına veri veresi geldi ama frenleyen gene eşim oldu.  20 dakika sonunda ağlamanın verdiği yorgunluk yüzünden iç çeke çeke uykuya daldı. Sabah gayet neşeli uyandı.

Bugün yaklaşık 1 hafta oldu emziği bırakalı ve gene inanamıyorum emziği bıraktığımıza! Evden her çıkışımızda çantamızda EMZİK var mı kontrol ederdik. Bir yerde unutmayalım diye eşimle veya annemle birbirimize sorardık. Hatta bırakma gibi bir düşüncemiz olmadığından yedek emzik bile almıştık.

Ara arada olsa hala yanıma gelip meme meme diye soruyor J

Bırakmadan öncesi ve bıraktıktan sonraki değişiklik ise,

  • Daha fazla çenesi açıldı. Anlamsız da olsa daha çok cümle kuruyor. Dikkatini çeken kelimeleri ise tekrarlıyor.
  • Evden çıkarken acaba emziği unuttuk mu aldık mı telaşı otomatikman ortadan kalkıyor.
  • Daha fazla yemeye başlıyor.
  • Çantamızda artık daha çok açlığı bastıracak kraker, bisküvi ve minimum abur cubur oluyor.
  • Uykuya dalmamız biraz daha zorlaşıyor,
  • Daha fazla mızmız olmaya başladık.
  • Eli sürekli ağzında dolaşıyor. Özellikle TV izlerken.

S.S.

2 Ekim 2010 Cumartesi

Babam ve ben






Günler olmuş.. Hatta ay olmuş…










Bloğumu ziyaret edenler sahipsiz sandılar sanırım, ben ise günlerimi dolu dolu yaşıyordum o aralar.


Eşim vatani görevini bitireli (kısmen bitireli) 1 ay oldu. E malum bizde kendi evimize (hayatımıza) döndük.


Oğlunu 6,5 ay`lık ken bırakan babası 20 aylıkken birdaha ayrılmamacasına yanında artık.


İlk günler biraz yadırgasada 1 ayda artık özümüze döndük. Hatta öyle ki evin içinde baba.. baaaaabaaaaa diye aranmalar bile başladı! Baba`yı idrak ettik artık.


Sanıyorum eşim askere yeni gitseydi her şey daha zor olabilirmiş.


Şuan 20 aylık olduk ve değişimler hızla devam ediyor.


  • Işığı açabiliyor, kapatmak için ise biraz daha uzaması lazım,
  • 3 tekerlekli bisikletine evde yarış motoru muamelesi yapıyor, tabi arada düşme ve şişliklerden kaçış olmuyor.
  • Düştüğünde veya herhangi bir yeri acıdığında acıyan yerini tutarak yanımıza geliyor ve ufff ufff diyerek öpmemiz için bize uzanıyor.
  • Evin içinde anneeee babaaaaa diye bize sesleniyor.
  • Sıcaktan bunaldığında klimanın kumandasını açmamız için elimize tutuşturuyor,
  • Sıkıldığından elimizden tutup hınn hınn diye dışarı çıkmak istiyor,
  • Balkondan sokaktaki çocuklara bağırıyor,
  • Anlamsız cümleler kuruyor, bizde anlıyormuşuz gibi onaylıyoruz.
  • Büyüklerinin elini öpüyor. Daha doğrusu öpme işlemini es geçip sadece büyüklerin ellerini alnına götürüyor.
  • Getir götür işlerini iyiden iyiye çözmüş durumda.
  • Biberonu tamamen kesmiş durumdayız ama emziksiz yapamıyor.
  • Ağzına koyduğu her lokmanın tadına, görüntüsüne, rengine dikkat ediyor,
  • Ayakkabımızı giyelim dediğimizde hemen kapıya koşup ayakkabılarını yere koyuyor sağolsun bizimkileride veriyor.
  • Alışveriş poşetlerini kapıdan mutfağa kadar sürüklüyor.
  • Dişlerimizi macunsuz fırçalıyoruz.
Ve daha aklımıza gelmeyen çoğu şeyi yapıyoruz.

2 yaş sendromundan şimdilik bir hareket yok ve mümkünse bize uğramadan transit geçse nasıl olur acaba? :)

27 Ağustos 2010 Cuma

Geçmişe takılı kalmak.


Son birkaç gündür nedense hep geçmişe takılıyorum. Geçmişte yaşadıklarım, paylaştıklarım, unuttuklarımı hatırlamaya çalışıyorum. Bunun psikolojide bir adı var mı veya insan durduk yere neden geçmişini hatırlamak ister ki?

Yerleri, kişileri, mekanları, geceleri, gündüzleri..


Hani bazen birileri sorar ya elinde bir güç olsa ne yapmak (değiştirmek,dilemek) istersin diye. Ben geçmişimi izlemek isterdim. Başından bugüne kadarını.

Bölüm, bölüm.. Bebeklik.. çocukluk.. ergenlik.. olgunluk..


Hissettiğim tüm duyguları… Saflık.. deli kanlık.. ağırbaşlılık.. mutluluk.. hüzün.. sevgi..


  









İzlemek isterdim…


Bunu izlerken de tekrar kayıt altına alınmak isterdim daha sonra tekrar izleyebilmek için…


Tekrar.. tekrar..


S.S.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

19. Ay



Bugün 19. Ay`ına girdi oğlum. Sen ne zaman bu kadar büyüdün ki? Önümüzde en önemli gelişimi göstereceği 19-24 dönemi var.





19. Ayımızda neler mi yapabiliyoruz;

  • Artık tamamen yürüyor hatta düşmeden koşabiliyor.
  • Plastik topu eliyle atıyor, tekme vurabiliyor.
  • Yemeğini döke saça da olsa kendisi yiyebiliyor.
  • Suyu bardaktan kendisi içebiliyor. (Eskiden yarım dolu su bardağını verdiğimde birden havaya kaldırıyor ve üstü başı su oluyordu)
  • Çekmeceleri gayet güzel açıp keyifli keyifli karıştırabiliyor.
  • Buzdolabını artık(!) açabiliyor.
  • Merdiveni kendi çıkabiliyor.
  • Legolarını ve çubuklu boncuklarını üst üste dizebiliyor.
  • Elektrik süpürgesini ortada görürse çalışmasa da evi süpürüyor.
  • Koltuğa tırmanıp üzerinde halıya atlayabiliyor.
  • Bisikletini pedallara ayakları yetişmese de Fred Çakmaktaş misali sürebiliyor.
  • Tekerlekli orta sehpayı tüm gücüyle ittirip çekebiliyor.
  • Kapı veya telefon çaldığında ona doğru koşuyor.
  • Kapıyı kapatabiliyor.
  • Kendisinden istenen herhangi bir objeyi anlayıp verebiliyor.
  • Sözlük listesine 8 kelime daha ekledi.
  • El ve ayak tırnaklarını oyalamaya gerek duymadan kestiriyor.
  • Beğenmediği gıdaları ağzından çıkarıp atıyor.
  • Emziksiz uyumuyor.!
  • Geri geri ve yan yan yürüyebiliyor.

Artık Yapmıyoruz;

  • Mama sandalyesinde oturmayı reddediyor.
  • En kötüsü süt içmiyor.
  • Çiş eğitimini istemiyor veya idrak etmiyor veya beni iplemiyor.
  • Önceden balkon aşağı oyuncaklarını atıyordu ki nasıl vazgeçireceğim diye düşünürken artık atmıyor.
  • Çok nadir biberon kullanıyor.
  • En güzeliydi ki oynarken artık popo sallamıyor.

22 Ağustos 2010 Pazar

Zor oldu ama değdi!

22.08.2010 / Bugün takvimimize önemli bir çeltik daha attık. Bugün oğlum ilk saç traşını oldu. Traşa gitmeden önce babamızın berberinden randevumuzu aldık, traş konusunda deneyimsiz bir anne olarak gitmeden önce interneti tırtıkladım, Yağız Enes`in nasıl bir tepki vereceğini bilmediğimden işe yarar bir bilgi bulabilirmiyim diye. Birkaç sitede birkaç bilgiye rastladım. 


  • Kuaföre gitmeden önce çocuğunuz sevdiği oyuncalardan birkaçını yanınıza alın diyordu. Aynen temkinli olma açısından bende düşünmüştüm ve birkaç maket hayvanını ve birkaçta minik arabasını aldım. ( Her ne kadar arabanın bagajında beklesede yanımdaydı :) )
  • Çocuğunuz sevdiği kardeş veya arkadaşı varsa onuda götürün diyordu. Götürebileceğim bir tek Gül vardı ama onuda çağıramadık ki zaten berberde bizden başka okul çağında birkaç çocuk vardı. Aslında Yağız Enes onlara dikkat etse ayyyyy ebiiiiiiii derdi ve kaynaşmaya çalışırdı ama farkedemedi.
  • Önce çocuğunuzu koltuğa oturtun eğer istemezse kaldırın hatta gerekirse siz oturun ve saçları sizin kucağınızda kesilsin diyordu.
  • En önemlisi ise muhakkak yanınıza yedek 1 veya 2 kıyafet alın. Gerçi her anne dışarı çıkarken çantasında eksik etmez ama genede ufak bir hatırlatma.

Bizde tam öyle yaptık. Önce koltuğa oturttuk fakat ne olduğunu/olacağını idrak edemediği için hemen kucağıma atladı, baktık oturmayacak ben oturdum artık koltuğa. Berber abisinin bana önlük bağlamasına bile izin vermedi, kavga dövüş ben bağladım ama çok ağladı. otursamda, kalksamda susturamadım.



Denemediğimiz yöntem kalmadı bir yandan ağlıyor diğer yandan berber abisinin ellerine müdahale ediyordu. Önce makina kullanmak istedi. Tabiri caizse 3 numara derler ya o kısalıkta istiyorduk fakat saçları cansız ve ağlamaktan ter olunca malesef makina işe yaramadı. Zaten makinanın sesi ve titreşimi yüzünden daha bir panik oluyordu. Oyalamak adına Sprey, Şampuan, Traş losyonu, Saç fırçası, Mini jöle, TV kumandası, tüğ temizleme fırçası, çakmak (eline vermemek kaydıyla) biberon, biberon kapağı ve daha aklınıza gelebilecek bilumum berber ve çocuk malzemeleri elimizden geçti. Bir ara öle kaptırmışımki lavabo bataryasını bile çekip eline vermeye çalışken buldum kendimi ve annemin tuhaf başıkları ile karşılaşınca kendime geldim.  :)

20 dakika hiç aralıksız ağladı.

Ben bu kadar zor olacağını tahmin etmiyordum. Ama değdi :)

Unutmadan herkes gibi bende oğlumun ilk saçından bir tutam aldım ne yapacaksam adet yerini bulsun misali saklanacak sanırım.


Sonunda 15:32`de oğlum yeni imajına kavuşmuş bizde biraz nefes almış olduk. 18. ay`ında ilk traşını olduğuna göre bu cıngara karşılık sanırım bir 18 ay sonra`da 2. traşını yaptırırız.

Bu arada internette tırtıklama yaparken bebeklere özel kuaförler olduğunu gördüm. Bebek kuaförleri. Hemen Antalya`da olanı varmı diye iletişim bilgilerine baktım ama malesef hüsran.

Neyseki Antalya`da farklı bir iş sektörü olarak Bebek Oto Koltuğu kiralama gibi bu da notlarımız arasında yerini aldı.


21 Ağustos 2010 Cumartesi

Sürprizler...

Hergün oğluma sürpriz yapmak öle heyecanlı oluyor ki günlük stresimi onun yüzündeki şaşkınlık ve gülümsemeyle atıyorum diyebilirim.


Dün, sürekli gittiğim alışveriş merkezlerinde ve internette göz ucuzla araştırdığım ahşap şekilli puzzlelerin Bim`de satıldığını görünce iş çıkışı damladım. Malum şimdilik çişi öğrenemeyen oğluma bez yanında birde bu puzzle`dan aldım.


Üzerindeki farklı şeklilerin sadece birkaçını tanıyacak olsa da en azından öğrenir bahanesiyle aldım. (hele hele 1 tanesi ben bile bilmiyorum). Neyse büyük heyecanla açtık inceledik, yerleştirdik ama sıkılmamız çok uzun sürmedi ve bütün parçaları koltuk, halı ve bilumum girebilecek her yere soktu.
 
                            

Sadece bir tane otobüs vardı onu puzzle`de yerine yerleştirmek yerine her zamanki gibi kağıt, ahşap, karton, oyuncak arabalar hatta hatta lunaparktaki araçlara aynı muameleyi yaptığı gibi sürmeyi tercih etti :) her ne kadar açıklama yapsam da pek oralı olmadan şoförlüğüne devam etti.

Bugün gene sürprizle geldim oğluma daha doğrusu eve benden önce gelen sürprizler, kutuda çubuklu boncuk sıralama ve kartları. Okul öncesi yaş grubundaki çocukların el - göz koordinasyonu, ince motor ve renk ayırma becerilerinin gelişmesine katkı sağlayan bir ürünmüş.

Bizde Nurturia`daki bir arkadaşımla bunca arama ve araştırmalarımız sonunda bir firmada karar kıldık ve hemen sipariş verdik. Dün verdiğim sipariş bugün elimdeydi. (Bir önceki yazımı bu seferlik mazur görün sondu çünkü) Her zamanki gibi eve gelir gelmez kapıda ayyyyyy`larla karşılandım tabi. Sürprizlerinden bir haber benim gelişime sevinen oğlumla önce hasret giderdik. Ardından boncuklarını gösterdim. Açılana kadar ayyyylarla eşlik etti bana. Kutudan sonra büyük boncukları inceledi benimde yol göstermemle tek tek boncukları çubuklara dizmeye başladı. Çubuklara boncuğu her yerleştirdiğinde upiiiiiii diyordu. Hele hele birinde çubuğun yuvası biraz gevşek olacak ki boncuğu bir türlü yerleştiremedi, büyük çabalar sonunda geçirince de ohhhhbbbbbeeeeee demezmi. İnanamadım! Sanırım geç mi kaldı bilmiyorum ama bilinçli tepkiler göstermeye başladı.

   

Kartlar için biraz erken tam idrak edemedi amacını o yüzden şimdilik sadece bilinçsizce dizmeyi yeğliyoruz.


Önümüzde nede olsa uzun eğitim süreci olduğunda fazla acele etmeye gerek yok


Ardından ondan tam hevesini almadan aldığım keçeli kalemlerini gene ayyyyyyy eşliğinden gösterdim. Arkadaşlarla birbirimize danışarak ve tchiboya güvenerek getirtmiştim çünkü henüz 18 aylık ve önümüzde uzunca bir okul öncesi eğitim dönemimiz var. İlk boyama malzemelerini tchibodan tercih etmemin nedeni ise yıkamaya/silinebilirliğine güvenmemdi. Şuanda ne kıyafetine ne de duvarı/mobilyayı boyamadı sadece kalemin ucunu eliyle kontrol etme gereği duyduğu için parmakları boyandı ama o da el yıkanınca geçti.


Fakat şimdilik boyamanın biraz erken olduğunu düşündüğüm için çok fazla kullandırmadan kaldırdım boyaları. En azından keçeli kalem için erkendi.


Bu arada bugün BlogcuAnne`den çok güzel bir haber aldım. Sanırım rüyam biraz indirimlide olsa gerçekleşiyor çünkü Harvey Karp – Mahallenin En Tatlı Yumurcağı tekrar satışa çıkmış. Her ne kadar D&R dünyadan bir haber olsa da İdefixe sitesinde kitap satışta. Ama kargoculara para kazandırmak istemediğimden ben ısrarla Antalya`daki herhangi bir D&R`a gelmesini bekleyeceğim. Benim zamanım yok derseniz İdefix`e sipariş geçebilirsiniz.

   Dr. Havey Karp




S.S.